Monthly Archives: Kasım 2008

Yoga’ya geri donus

Onceki yoga hocam Steve maalesef bisikletten dusup bilegini kirdi. Iki ay daha ders veremeyecek. Dun, acayip yoga pozisyonlari deneyerek fotograflarimizi cektik ve onsuz bisey beceremedigimizi, cabuk iyilesmesini diledigimizi soyleyen bi karta ilistirip evine birakilmak uzere bir arkadasa teslim ettik.

Ama bu arada yoga’dan soguyacak degilim a? Bugun ilk kez Bob’un yoga derslerinden birine katildim. Bob, Steve’den cok daha yasli, tum hareketleri bizimle birlikte yapmiyor. ama BobYoga, SteveYoga’ya gore daha meditasyon agirlikli. Nefes duzeni cok daha onemli, ve rahatlama kismi daha etkin. Steve kadar zor hareketler istemiyor da. Galiba gayet mutluyum 🙂

Hem eve iki dk mesafede. Steve’in ders verdigi spor salonu 15dk araba yoluydu.

Reklamlar

Zaman

Uzerine konusabilmek icin icad etmisiz zamani. Esasinda zaman diye bir kavramin varolmadigini ogrenmem benim icin buyuk saskinlikti.

‘Anicca’ diyor buda ogretileri, varolan herseyin surekli degismekte oldugu gercegine. Hicbir sey kalici olmadigindan, birseye baglandiginiz anda onu kaybettiginiz anda yasayacaginiz aciyi da kabullenirsiniz diyor.

‘Her sey akar, hicbir sey durmaz/kalmaz’ diyor Heraklitos, Selcuk’lu buyuk buyuk dedemiz. Evrenin atesten yapildigini da soyleyen kendisi. Einstein’in da tekrarladigi gercegi, bugun quark’ari deserek anliyoruz: maddenin ozetleyebildigimiz yapitaslari, olcebildigimiz kutlenin ancak %5’ini olusturuyor. Kalaniysa enerji, ates. Yahut ‘Karma’.

Zaman, tum bu akis ve olus halini beynimize sigdirmaya calismamizin bir urunu. Bunu boyle soyledikten sonra, bu gercekligi kendi kucuk hayatimda nasil idrak edebilirim acaba? Koca bir akisin noktaciklarinin rastlantisal, sanal bir kumesiyim. Bu beni ya ‘hicbirsey’ yapar, ya da benligimi o buyuk gercekligin, tum diger parcalarina es bir parcasi. Hallac-i Mansur, “en el hak” diyor: ben haktanim / tanrinin bir parcasiyim.

Bu aralar yine kafam gelecekle mesgul. Seceneklerim oldugu icin sansli oldugumu kabul ediyorum, ama secenegi olmayanlarin zihin ferahligina da ozenmiyor degilim. Varlik guzelliklerle dolu. Insanlar, ulkeler, duygular, sarkilar… En az vakit kaybederek, en dogru guzelliklerle nasil karsilasabilirim? Mumkun oldugu kadar cok guzellikle tanissam, zamanimi en iyi sekilde mi harcamis olurum? Zamanimi iyi harcayip harcamamam fark yaratir mi?

Yine Heraklitos’a donuyorum, “Duygusal algi guvenlidir” diyor. Oyle ya, hesaplar ve planlar ne zaman tatmin edici sonuclar verecek kadar verimli oldu? Hem baskalarinin hatalariyla pisman olmaktansa, kendi hatalarinla pisman olmak daha keyifli olsa gerek. Daha ogretici olduguysa kesin.

Varolusumun lezzetli gercekligine donunce, zamanimi en iyi nasil degerlendirebilirim? Mutluluk elde edilebilir, ama kalici degil. Bana kalan, zamanim boyunca oradan oraya savrulmak mi? Eger tum gercegim buysa, vazgececek miyim? Hic sanmiyorum. Ard arda yasadigim her an keyifli. “Hayat bir hediye” demek bu demek herhalde.

Tekrar soruyorum, zamanim boyunca bi mutlu bi mutsuz, bir tok bir ac, bir saglikli bir hasta, oradan oraya savrulup duracak miyim?

Evet.

Benden yana tamamdir.

Calan: little bird / jazzanova, beyond the son / koop
Dundee’de ilk ciddi kar yagiyor, saat sabaha karsi 4.

Jazzanova / Of all the things / little bird

Esra kiza kocaman bir tesekkur gidiyor, cok guzel bir sarki icin:

a little bird told me that you can’t find your way home
a little bird has shown me that you can’t run away from love
darkness falls upon the city
like the ocean falls upon the sand
waves of sorrow leave me breathless
can you love this broken man
if I try / if I try / if I try to love again

of all the things I’ve found in life
no moments better than this
of all the things I’d ever known
nothing prepared me for your kiss
if we fly / if we fly / if we fly into the sun
of all the things I need you baby, you are my cherished one
a little bird told me that you can’t find your way home
a little bird has shown me that you can’t run away from love

Roasted broccoli


Roasted broccoli

Originally uploaded by Görkem PAÇACI

Evet, tahmin ettigim gibi enfes oldu. Parmesan deli yakisti.

Brokolilerin islak olmamasi onemli. Ben tarifteki gibi yikamadan yaptim, ama yikamak isterseniz de kurutmalisiniz.

Brokolileri karabiber, tuz, zeytinyagi ve dovulmus sarimsakla firinladim. Yuksek isida (250C) 20 dakika, uzerleri kahverengilesinceye dek. Bir kismi kahverengi olunca kasikla karistirip oteki taraflarini da pisirdim.

Cikarip, biraz daha zeytinyagi ve limon suyu ekledim. Bol bol da parmesani yiyince, dile geldi, konusmaya basladi:

Yi beni gorkem! Yi beni gorkem!

En guzel brokoli

bu aksam yeni bi brokoli tarifi deneyecegim. firinda brokoli!

http://www.amateurgourmet.com/2008/11/the_best_brocco.html

Lokum

süsle, beze, lokum gibi ko karşımıza,
esmeri, de, beyazı, de, pembesi, de,
baştan çıkar, yerlere ser bizi, öldür,
sonra çevir dört yanımızı bir sürü yasakla,
ona bakma, şuna bakma, buna bakma,
dolu tası eğri tut, ama içindekini dökme.

Omer Hayyam

Masumiyet

Masumiyet nedir? Insan ne zamana kadar masumdur? Hic masum olur muyuz? Ya da masumiyetimizi hic kaybeder miyiz?

Cocukken diger insanlara bakar, onlarin da gercekten benim gibi olup olmadiklarini merak ederdim. Bu etrafimda gordugum insanlarin da en az benim kadar dusunebildiklerini, ayni benim gibi kendileri icin isteyip durduklarini anlamam, bir anda olup bitmedi; anlamak icin ugrasmam gerekti. Bunu dusundugum zamanlarin ne tarihe denk geldigini bilmiyorum, belki ilkokul, belki daha once.

Sonra ozel oldugumu dusunmeye basladim. Mutlaka bir sekilde digerlerinden farkli oldugumu hissediyordum. Mutlaka bir gun ortaya cikacakti bu ve sivrilecektim, herkes bana ozenerek bakacakti. Hemen herkesin bu sekilde hissettigini farketmem uzun surmedi.

Hayvanlar, onlar da benim gibi dusunup yorum yapiyorlar mi? Kendileri icin istiyor ve kendileri sahip olmak icin baskalarinin sahip olmamasini diliyorlar mi?

Evet.

Plazmanin icinde basibos buldugu proteine yazilan virus kadar, bakicisini parcalayip kemiklerini kitir kitir kemiren aslan kadar masumum. Istemek her hayvan gibi, insanin da dogasinda var. Eger istediklerimizin siniri yoksa, bu hayvanlardan daha az masum oldugumuzdan degil, istenecek daha fazla sey oldugunun farkinda oldugumuzdandir. Cocukken de kendim icin istiyordum, simdi de istiyorum.

Istemenin kotu olmadigini kabul ettim. Ama kendim icin esas ‘mutluluk’ istiyorum. Bu en temel arzum, surekli tatmin olsun istiyorum. Dundee’ye gecen gelisimde, geciken ucagi beklerken Lisa isminde bir amerikali kadinla tanistim. Bir cok seyden bahsettik. Budist oldugunu anlatmisti. En net aklimda kalan, budizmin mutluluk icin belirledigi yoldu: bir ev, bir araba, bir es ve cocuklar, ne istedigini belirleyeceksin ve bunun icin calisacaksin. Fazlasini istemekten kendini alikoyabildigin zaman, mutlu olacaksin. Laf aramizda, kendine guvenin ve ne istedigini bilmenin bir kadina ne kadar yakistigini bir kez daha gordum. Lisa daha genc olsaydi kesin ona tutulmustum. Simdi tutulmadigim ne kadar kesin, orasini bilemem ya.

Ilk dinledigimde cok mantikli gelmisti, ama kendini daha fazlasini istemeyecek sekilde egitmekle bitmiyor is. Insan, eger tutarli bir cizgide mutlu olmayi basarirsa, cok gecmeden bu mutlulugu parcalamak icin dinamikleri harekete gecirmekten de cekinmez. En azindan bana boyle olacagina eminim, ki aksini de isteyecegime supheliyim. Daha fazla mutlu olmak icin daha fazla uzulmenin gerekliligi, diyalektigin en temel kurali. Daha kendimi dizginleyememisim, evrenin cekirdegine muhalefet edecek degilim ya?

Anneler, buyuk toplum liderleri, biri icin kendinden veren tum o insanlar. Benden daha mi masumlar? Hayir. Cunku halki icin hayatini harcayan adam bile, kendini guzel isler yapmis bir insan olarak gormenin pesindedir. Mutlu olmak icin koydugu hedefe yuruyordur. Icindeki mutluluk tanimi bizim bildigimiz ve istediklerimizle zerre kadar catismayabilir. Ama bir seyler yapmak istedigi surece canli, benden daha masum degildir.

Ya tamamen masumuz, ya da hic masum olmadik. Ben daha sik durdugu icin birinciyi tercih ediyorum.