Bugunlerde herkes bir hobi, bir aliskanlik, hayatina renk katacak bir etkinlik arama telasinda. Turkiyede dans kurslari revactaymis, ’sade vatandas’ta oyle dediler. Burda iskocyada da ayni sekilde oldugunu soyleyebilirim. Kendi adima geri kalmis degilim, ben de yoga oturumlarina katiliyorum. Dundee’de diger etkinliklerin aksine uc dort farkli yoga etkinligi imkani var. Ikisiyle muhattabim. Bi dans etkinligine katilmak icinse belki ondan fazla kisiyle eposta ve telefon ile iletisime gectim, ama bi tane bile dans kursu bulamadim Dundee’de. Simdilik yoga’yla idare ediyorum. Isyerinden arkadasim Michael, bi havuz tesisinde yuzuyor ara ara. (Buna gelecek haftayla birlikte ben de katiliyorum) Diger arkadasim Karim go kulubunde geciriyor haftada iki gecesini.
Bu sosyal cabanin bi akim halinde gelistigini kabul edersek, bi adim oncesinde ne var? Insanlar ne istiyorlar ki dans, yoga, fotografcilik, go kulubunde ariyorlar? Tabii ki istisnalar var, ama genel kanim sudur ki, insanlar korkuyorlar. Yalnizliktan, toplumun yalniz bir bireyi olmaktan korkuyorlar. Eger hobin yoksa, birseyin parcasi degilsen, sosyal butunluk icinde tanimlanmislardan sectigin bir yerin yoksa, hatalisin; eksiksin.
‘Cesur Yeni Dunya’yi okuyanlar bilirler, “Ford’dan sonra 400″ yillarinda gecen oykude, bir genc kiz icin en utanilacak sey, geceyi yalniz gecirmektir. Belki ondan sonra da uzun sure geceyi ayni kisiyle gecirmek gelir ki o ayri bi konu.
Guncel yasam tarzimiz da iyice yardimci oluyor bu kaninin olusmasina. Isten gel, televizyonun basina otur, yemegini ye, bilgisayarin basina otur, uyu ve yine ise git. Tatsiz, yavan ve gercekten de zavalli. Gercek de su ki yalniz yasayan modern insan haftanin bir cok gununu boyle geciriyor. Buna imkan dahillerinde en ucuz cozumse sahte hobicilik muessesesi. Haydi fotograf cekmeye, haydi yogaya, haydi dansa… Cuma gecesi bara, Cumartesi gecesi de sakin evde oturmayalim… Oh be yalniz degiliz iste! KURTULDUK!
Uzgunum ama, kurtulamadik. Ben neyi ne kadar okuyabilirim, ne kadar gorebilirim tartisilir. Toplumsal yargilarim ne kadar nesneldir tartisilir. Ama kendi cevremden ve kendimden yola cikarak soyleyebilirim ki, kurtuldugumuz falan yok. Cunku hatayi en basta, ocuyu yanlis saptayarak yapiyoruz. Ocu yalnizlik degil. Ocu dupeduz mutsuzlugun ta kendisi. Yalnizliksa guzeldir. Yalniz insan daha cok dusunur, daha cok okur, daha cok gozlemler.
Asil ocuyu bir supermarkete gidip, dunyanin tum zenginligini raf raf onunde bulmus insanin suratindaki bikkinliga bakarak gorebilirsiniz. Kayisi receli, iki metre otede. Deterjan? Arkani don oracikta. 20 cesit peynir hemen sarkuteri tezgahinda dizili. Adini ve gramini soyler soylemez pakediyle elinde. Su? zaten evindeki muslukta mevcut. Her gun saat dokuzda iste oldugun surece, aybasinda harcligin zaten banka hesabinda. Modern insan icin hersey daha kolay, daha tatsiz. Mutsuzlugunu gormek ve tartmak icinse, daha cok vakti var.
Peki ne yapmali, teknolojik gelismeyi durduracak halimiz yok ya? Hayati nasil harcamali, vaktimizi nasil gecirmeliyiz? Bilemiyorum azizim. Bilsem buyuk ihtimalle burda bunu yaziyor olmazdim. Belki benim bulamadigim cevaplari baskalari bulur umidim. Bu dertlerimi kime acsam, fazla dusunme bunlari diyor. Cogundan anliyorum ki buralara ugramis, ama bakmis kendi etrafinda donuyor, burnunun dikine gidip daireden cikmayi secmis. Belki not etmege deger bisey var, o da “Work Less Party” [1] hareketi. Cok uretiyoruz, hep daha fazla uretmeyi seciyoruz, basimiza ne geldiyse de bu yuzden geldi, o yuzden artik haftada sadece dort gun calisalim, uc gun de ense yapalim diyorlar. Koca pastada kucuk bir lokmacik belki ama, bana hic de mantiksiz gelmiyor.
Konuyla alakasiz olacak ama, su arkadas da [2] muslugu kirmis.
[1] http://www.worklessparty.org/
[2] http://www.ibrokemypenis.com/
