1. İlk zamanlar makine diliyle yazılırmış programlar.
2. Sonra ‘instruction’ları birer ‘mnemonic’ kelimeyle ifade ederek, ‘assembly’ yazmaya başlamışlar.
3. Bundan sonra ‘goto’lar, ‘jmp’ler girmiş hayatlara. ‘procedural programming’ derlermiş bunun da adına.
4. Düşünceleri daha iyi ifade edebilmek için, ‘for’, ‘while’, ‘function’, ‘block’, ‘return’ gibi kavramları doğurmuşlar ve ’structural programming’ yapmaya başlamışlar. Böylece çözümü küçük parçalara bölerek anlaşılmasını ve çözülmesini kolaylaştırmışlar.
5. Gerçek dünyadaki örnekleri daha iyi ifade edebilmek için, ‘object oriented programming’e ulaşmışlar. Kodladığımız ve sayısal ortamda üzerine düşündüğümüz herşey bir ‘nesne’ olsun demişler. Her aşamada olduğu gibi, bu da bir önceki aşamanın ürününün üzerine kurulmuş. Nesneler, metodları içermiş.
6. Nesneler de yetmemiş. Artık sistemleri birbirinden ayırmak ve katmanları birer ürün olarak düşünmek gerekmeye başlamış. İletişim çağının getiri ve ihtiyaçları da buna katılınca, ’service oriented architecture’ çıkmış ortaya.
Her aşama bir sonrakinin üzerine kurulmuş, bir öncekinin ürünlerini kullanmış. Hep daha büyük, daha büyük ürünler…
Quark, Elektron, Atom, Molekül, Dünya, Güneş Sistemi, Samayolu, Galaksi, …, Evren
Hep doğayı taklit ediyoruz. İstesek de, istemesek de.
Bir sonraki mi? O kadar büyük düşünemiyorum. İyice sıyırmamak için de, müziğe sığınıyorum. Şarkı sözlerini ezberleyip, sessizce ağzımı oynatıyorum.
Çalan şarkı: just a gigolo – louis armstrong
Just a gigolo, everywhere I go
People know the part I’m playing;
Paid for every dance, selling each romance
Every night some heart be-tray-ing.
There will come a day youth will pass away
Then what will they say about me?
When the end comes, I know, they’ll say, “Just a gigolo”
As life goes on without me.
0 cevap so far ↓
There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.